Ağustos 2013 için arşiv

Network Marketingde Takımın Önemi

Bu sektördeki kazancınızı, bakış açınızı, hatta hayatınızı etkileyecek en önemli unsur sizin takımınız ve sizi bu iş dahil eden kişidir. Network Marketing’de iyi bir takımdaysanız, başarılı olmanız için tek yapmanız gereken takımın bir parçası olmaktır. Takımın parçası olduktan sonra başarı için gereken diğer faktörler zaman içerisinde tamamlanır.

İyi bir takımda, tamamlayıcılık vardır. Sende olan üstün özellikler başkasında olmayabilir, aynı şekilde başkasının üstün özellikleri de senin eksik kaldığın noktalar olabilir. “Birlikten güç doğar.” Felsefesiyle kaliteniz takımınızla ölçülür hale gelir.

İyi bir takımda, motivasyon sorunu minimuma iner. Tembellik zamanınız gelmiş olsa bile sizi tetikleyen, motive eden birileri vardır. Yorucu bir maratonda yalnız değilsinizdir.

İyi bir takımda, şahısların önemi yoktur. Önemli olan takımdır. Yani BEN değil BİZ felsefesi geçerlidir.

İyi bir takımda, eğitim önemlidir ve sizi yükseltecek koşullar geçerlidir. Siz gerekli eğitimleri alır ve kendinizi geliştirir ve zamanla kendi takımınızın lideri olursunuz. Daha sonra bunu takımınızdaki kişilere aktarırsınız ve sizin takımınızdan da liderler çıkar. Eğitim çok önemli çook..

İyi bir takımdaysanız, şirkete bağımlı çalışmazsınız. Çok çok daha iyi bir fırsat mı var? Ya da şirketinizle beklenmedik bir olayla mı karşılaştınız? Eğer takım bazlı çalışıyorsanız, kazançlarınızda durma olmadan aynı şekilde yolunuza devam edebilirsiniz. Tabi ki şirket değiştirmek için geçerli nedenler olmalı. Her zaman doğru bir şirketle istikrarlı bir şekilde çalışmak en iyisidir.

İyi bir takımda ol ve takımın bir parçası ol! Sonuç; Başarı..

Mutluluk ve Başarı BİZimle olsun..

, , ,

Yorum bırakın

Network Marketing Titan mıdır?

Network Marketing ile karıştırılan birçok kötü niyetli yapılanma olmuştur ve olacaktır. Fazla şaşırmamak lazım; Her güzel oluşumu kötüye kullanan insanlar her zaman olacak. Burada asıl önemli olan, kötü niyetli oluşumların olması değil, iyi ile kötüyü ayırt edemeyen insanların olmasıdır. Dolayısıyla biz elimizden geldiği kadar bilinçlenmeli ve bilinçlendirmeliyiz.

Geçmişte Saadet Zinciri adı altında bir yapılanma gerçekleşmişti. Bu yapılanma da işleyiş şu şekildeydi; Sen sisteme girerken X miktar para ile giriyorsun ve X miktar para ile sisteme dahil olacak kişileri bulup para kazanıyorsun. Yani ortada sadece para dönüyor! Ürün filan yok. Bir nevi para oyunu..

Daha sonra bu oluşumların görünüşte(!) daha masum versiyonları türemeye başladı. Bu oluşumlardaki durum yukarıda anlatılan saadet zinciri olayından pek farklı sayılmaz fakat bu oluşumlarda göstermelik bir ürün olması işi daha yasal ve masum gösteriyor. Yani örneklendirirsek; sen normalde 100 liraya almayacağın ürünü, bir sisteme girmek için 1000 liraya alıyorsan ve bu genel bir durumsa, muhtemelen bir titan sistem ile karşı karşıyasın demektir.

Bu tür sistemlerde paradan para kazanırsınız fakat Network Marketing'de üründen/hizmetten para kazanırsınız. Bir şirkete dahil olurken, şunu kendinize sorun “Ben bu ürünü normal yoldan almam ile Network Marketing ile almam arasında ne fark var? Zararım var mı? Maliyet/fayda oranı nedir?”. Anlatmak istediğim, Network Marketing'de verdiğiniz ücrete karşılık gelecek bir ürün alırsınız/almalısınız.

Birde bu ayrımı yapabilmenize yardımcı olan Network Marketing(Doğrudan Satış) Dernekleri Kurulmuştur. Ayrıntılı bilgi edinmek için Network Marketing Dernekleri Hakkında Bilgilendirme başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Network Marketing Okulu

, , ,

Yorum bırakın

Soru-Cevap Sistemi Hizmetinizde!

Soru-cevap sistemini bugün itibariyle hizmetinize sunmuş bulunmaktayız. Bu sistemin amacı, Network Marketing sektörüyle ilgili olan insanların aklına takılan soruları sorabilmesi ve bu sorulardan oluşan arşivden herkesin yararlanabilmesidir.

Sorularınızı sorarken dikkat etmeniz gereken noktalar aşağıdaki gibidir;

* Sorular Network Marketing iş modelini ve sektörünü anlamaya yönelik olmalıdır; "Nasıl başarılı olurum", "Nasıl ekip kurarım" tarzı genel ve başarı sürecini ilgilendiren tarzda olmamalıdır.

* Soru bir şirket veya kişiyle doğrudan ilişkili olmamalıdır.

* Adınızı soyadınızı, şehrinizi ve yaşınızı doğru ve düzgün bir şekilde yazmanız gerekmektedir. Mail adresiniz de gerektiğinde bildirim alabilmeniz için geçerli olmalıdır.

* Soru sorarken başlık ve açıklama alanlarını doğru ve düzgün girmeniz, soruyu diğer ziyaretçilerimizin de bulması ve faydalanması açısından önemlidir. Başlık sorunuzun ana konusunu içerecek şekilde olmalıdır. Açıklama ise sorunuzu daha da açarak belirteceğiniz alandır. Soru Sor formundaki örneklendirmeler sizin için bir öngörü olacaktır.

Sorularınızın cevaplanma süresi, yoğunluğa ve içeriğe göre farklılık gösterebilir. Örneğin; sorunuz çok genel ve önemliyse, biz bunu makale şeklinde yazmayı ve yayınlamayı tercih edebiliriz. Bu ise biraz zaman alabilir. Bunun dışında sorunuzun özenli yazılması ve genele faydalı olması, cevaplanma sırasını ve olasılığını etkileyecektir.

Unutmamak gerekir ki; soru-cevap sistemi, takipçilerimizin sorularını cevaplamak ve tüm ziyaretçilerimize faydalı bir soru-cevap arşivi oluşturmak için kurgulanmıştır.

Faydalı olması dileğiyle..

, , ,

Yorum bırakın

Multi Level Marketing Sektörünün Doğuşu

network marketingin doğuşuNetwork Marketing, tarihteki bilinen verilere baktığımızda ilk olarak Carl Rehnborg tarafından uygulanmıştır. Tavsiyenin gücünü kavrayan Carl Rehnborg, 1934’te bu mantıktan yola çıkarak California Vitamin Company şirketini kurar ve satışlara başlar. 1945’te ise Network Marketing mantığını çok daha iyi bir hale getirerek Nutrilite Products şirketini kurar.

Nutrilite firmasında distribütör olan Rich Devos ve Jan Van Andel, bu firmadan ayrılırlar ve Amway şirketini kurarlar. Günümüzün en köklü şirketi olan Amway, 1994 yılnda Türkiye Temsilciliğini kurarak faaliyet göstermeye başlar. Böylelikle Türkiye 1994’te Network Marketing ile tanışmış olur.

Zamanla kendi içinde birçok yenilik ve gelişme gösteren Network Marketing ticaret sistemini kullanan şirket sayısı oldukça artmış ve farklı farklı uygulama şekilleri türemiştir.

Network Marketing sektörünün doğuşu ile ilgili resmi veriler olsa da, Network Marketing modelinin doğuşu tam olarak bilinmemektedir, şahsi görüşümüm ise çekirdek fikrin çok ama çok eski yıllardan gelmekte olduğudur.

, , ,

Yorum bırakın

Benim Öyküm-1: Kariyerimde Yeni Bir Sayfa

Doğrudan satış sektöründe başarılı olmuş saha liderlerinin öyküleri büyük önem taşır. Bu işin ne denli gerçek olduğunu gösterirler ve başkalarına da ilham verirler. Ben bağımsız doğrudan satışçı olarak sahada hiç olmadım, hep kurumsal taraftaydım. Bu açıdan benim öyküm ilham verir mi vermez mi, buna ancak siz karar verebilirsiniz. Ben sadece istedim ki bu iş Türkiye’de kurumsal olarak nasıl başladı, ilk evrelerinde neler oldu, kendi gözlüğümden anlatayım. Niyetim sizleri sıkmak değil, onun için bu diziyi ardı ardına yayınlamayacağım, araya başka konular da girecek. Bakalım ilginç bulacak mısınız bu öyküyü?

Pazarlama kökenliyim. Daha Tarsus Amerikan Koleji’nde okurken işletmeci olmayı aklıma koymuştum, Boğaziçi Üniversitesi’nde işletme okumaya başlamadan ise pazarlamaya yönelmeyi. İş hayatıma hızlı tüketim ürünleri sektöründe ürün yöneticisi olarak başladım. Sonra evlendim. Başer-Colgate firmasında keyifli-mutlu çalışırken, çok uyumlu çalıştığım İtalyan patronumun yerine Başer ailesi tarafından oldukça niteliksiz bir Pazarlama Müdürü getirildi. İş yaşantımın başlarındaydım, amirim bu kişi olunca artık öğrenemiyordum. Şirkete gireli iki yıl olmuştu, iş aramaya başladım.

Gazetedeki bir ilanda Yapı Kredi Bankası’nın, bireysel bankacılık pazarlamasını ürün yönetimi ilkelerine göre yapılandırması çok ilgimi çekti. Bankacılık sektörü için büyük bir yenilikti ve benim için de müthiş bir deneyim olabilirdi. Hala dostluğumuzu koruduğumuz, sonradan kariyerine bu alanda devam edip bireysel bankacılıkta çok önemli bir isim olan sevgili Mine Könüman’la aynı gün, birlikte işe başladık.

Yapı Kredi Bankası’nın o dönemde Maslak’ta olan bireysel bankacılık bölümü benim için beklediğimden de büyük bir deneyim, bir okul oldu. Bana çok şeyler kattı. Doğrudan bağlı çalıştığım Ahmet Çakaloz ve onun amiri İsmail Yalçınkaya ayrı ekollerde iki yöneticiydi, ikisinden de çok önemli dersler attım bilgi dağarcığıma.

Beni işe alan patronum Ahmet Çakaloz, kariyerinde önemli bir terfi alarak Garanti Bankası’na geçti. Yerine ise aynen bir önceki işimde olduğu gibi yine niteliksiz bir yönetici gelince, iki yılın sonunda burada da iş aramaya başladım.

Kasım 1991’de Hürriyet gazetesinde küçük bir ilan gördüm. İlanı veren İsveç Ticaret Merkezi’ydi. Türkiye’de faaliyete geçecek İsveçli bir doğrudan satış şirketi için Genel Müdür arıyorlardı. O ana kadar bırakın Genel Müdürlüğü, pazarlama departmanı bile yönetmemiştim. Yöneticilik deneyimim, Yapı Kredi’deki beş kişilik bir satış ekibine yaptığım yöneticilikten ibaretti.

İlana başvurdum. Kendimi çok layık gördüğümden değil, yöneticimden kurtulmak, kendime yeni ufuklar açabilmek için şansımı deniyordum sadece. Görüşmeye çağrıldım. Heyecanla gittim, İstanbul Esentepe’deki İsveç Ticaret Merkezi’nde görevli bir Türk hanımla iş görüşmesi yaptım. Görüşme sonunda bana hala ilgilenip ilgilenmediğimi sorunca “Evet, evet!” dedim. Beni yan odaya aldı. Bu kez karşımda iki İsveçli yönetici vardı: Sven Mattsson ve Fredrik Ragmark idi isimleri. Sven Mattson, Doğu Avrupa olarak adlandırdıkları, Türkiye’nin de içinde olduğu bölgedeki yayılmanın operasyonel yönlerini, Fredrik Ragmark ise hukuki yönlerini yönetiyordu. Bir saate yakın görüştük ve ayrıldık. Türkiye’de daha önce olmayan bir satış modelini getirmek istiyorlardı. Çıkarken elime İngilizce, fotokopiyle çoğaltılmış bir prim sistemi belgesi tutuşturdular, “Siz buna bir bakın.” dediler. İçim heyecan dolu, ayrıldım yanlarından.

İki gün sonra Fredrik Ragmark aradı ve benimle bir öğle yemeği yemek istediğini söyledi. “Hmm, işler ciddileşiyor galiba.” dedim kendi kendime. Maçka’da, Swissotel’de bir yemek yedik. O daha çok sordu, ben daha az. Sonra yine ayrıldık.

Birkaç gün sonra bir telefon daha geldi. Şirketin o dönemdeki merkezi olan Brüksel’e çağrılıyordum. Büyük patronla, şirketin iki büyük ortağından biriyle görüşecektim. Bu defa artık oluyordu galiba…

Hiç mi hiç sevemediğim Yapı Kredi’deki amirime düzmece bir öykü uydurup üç gün izin aldım ve atladım, Brüksel’e gittim. Bir akşam vakti indim Brüksel’e. Tek başıma sokaklarda dolaştım. İlk defa geldiğim bir şehirdi. Merakla sokak aralarına girip çıktım bir süre. Sonra otelime geri döndüm. Ertesi gün önemli bir gün olacaktı. Hem kafaca, hem de bedenen zinde olmak gerekti. Kariyerimdeki bu büyük sıçramanın gerçekten olup olamayacağını düşünüyordum hep.

Benimle İstanbul’daki görüşmeyi yapan iki İsveçliden biri olan Sven Mattsson, ertesi sabah otele gelip beni aldı ve ofislerine gittik. Brüksel’in ünlü caddelerinden Avenue Louise’de, küçücük bir ofisti. Görüşme, şirketin Doğu Avrupa bölgesinin yönetimini üstlenmiş olan Jonas af Jochnick’leydi. Batı Avrupa ise iki kardeşin küçüğü olan Robert af Jochnick’in sorumluluğundaydı. Bu konuşma da yarım saat kadar sürdü. Jonas af Jochnick son derece nazik ve daha önemlisi, çok mütevazı bir kişiydi. Hiç gerilmediğimi hatırlıyorum görüşmede. Bana Türkiye’nin politikasından, ekonomisinden bir sürü sorular sordu ve olumlu ya da olumsuz hiç renk vermeden, başladığı nezaketle bitirdi konuşmayı.

Sven Mattsson’un odasına geçip de artık sıra ücret paketini konuşmaya geldiğinde anladım: İşi almıştım, kariyerimde müthiş bir sıçrama yapıyordum. Sıkı bir pazarlıktan sonra anlaştık. Mutluluktan uçuyordum. Otele döner dönmez eşimi aradım, toplantıdaydı. Sekretere, “Eşime, Genel Müdür olduğumu söyleyin.” dediğimi çok iyi hatırlıyorum.

Ertesi sabah erken bir uçakla İstanbul’a döndüm. Aralık 1991’di, artık Türkiye’nin ilk network marketing şirketi olacak olan Oriflame’in Genel Müdürüydüm. Ama ne var ki, ilk iş görüşmesinde elime tutuşturulan İngilizce kazanç planı ve görüşmelerde aldığım bölük-pörçük bilgiler dışında, network marketing adına hiçbir şey bilmiyordum!

Sonraki bölümde: Şirketi Kurmak

Copyright © Doğrudan Satış Dünyası. Tüm hakları saklıdır.

Yorum bırakın

Hiçbir Şey Yapmadan 100.000 Dolar!

Bazı izleyicilerimiz okumuşlardır, Doğrudan Satış Dünyası’nın Facebook sayfasında da paylaşmıştım: Geçen hafta Milliyet gazetesinde Defne Samyeli’nin, eski film yıldızı Salih Güney’le yaptığı bir söyleşi (*) yayınlandı.

Salih Güney, epey bir süredir Herbalife distribütörlüğü yapıyor. Elbette bir zamanların bu ünlü aktörünün doğrudan satış işi yapıyor olması haberdir ve hangi şirkette olursa olsun farketmez, bu sektöre gönül vermiş olanlar için de güzel bir haberdir.

Ama bu konuda güzellik ne yazık ki burada bitiyor. Çünkü Salih Güney, Defne Samyeli’ye verdiği bu söyleşide şirketi için “piramit sistem” ifadesini kullanıyor, bununla da yetinmeyip, “hiçbir şey yapmadan yılda 100.000 dolar kazandığını” söylüyor.

Bu “piramit sistem” nitelemesi, elbette hiç hoş durmamış. Söyleşiyi okuyan birçok kişinin aklında bu olumsuz sözcük kalacaktır, buna hiç kuşku yok. Gönül isterdi ki Salih Güney örneğin, tam tersine ve açıkça “Biz piramit değiliz.” benzeri bir ifade kullanmış olsaydı da öyle yer alsaydı yazıda. Olan olmuş…

Ben Salih Güney’in başka bir ifadesine yöneleceğim buradan: “Hiçbir şey yapmadan yılda 100.000 dolar kazanma” iddiasına. Bir kere bu doğru değildir. Herbalife gibi ciddi bir firmanın ekibinde hiçbir şey yapmadan hiç kimse böyle paralar kazanamaz. Doğrudan satışta bu ölçüde paraları, hatta çok daha fazlasını da kazananlar var tabii. Ama hangi profesyonel, işini ahlaklı yürüten doğrudan satış şirketinde olursa olsun, bu paralar öyle kolay elde edilmiyor, hele hiçbir şey yapmadan asla mümkün değil bu. Bu işe girmek çok kolaydır, risksizdir ve herkesin eşit derecede başarılı olma şansı vardır. Ama büyük kazançlar, otomobiller, villalar… bunlar öyle kolay gelmiyor. Kimseyi yanıltmamalı, kandırmamalı!

Doğrudan satış piyango ya da kumar değildir. Ter dökmeden zengin olma buralarda vardır, doğrudan satışta değil. Bunun aksini söylemek ise insanları kandırmaktan başka bir sonuca götürmez hiç kimseyi.

Nereden bakarsanız bakın, sektör için talihsiz bir söyleşi olmuş. Şimdi Erkan Çelebi ve benzeri köşe yazarları kaleme sarılıp “Ben dememiş miydim?” diye yazmazlar mı kendilerince haklı olarak? Bunca zamandır bu işi yapan bir insan olarak Salih Güney, keşke doğru ifadeleri kullanmış olsaydı. Örneğin, “Ben aktörlükten sonra bu işe girdim. Çok çalıştım, ekibimi kurmak için terler döktüm, şimdi ekibimi yönetiyorum, yılda 100.000 Dolar’a da para demiyorum.” deseydi, çok daha güzel olmaz mıydı?

Bu söyleşi, doğrudan satışta gerek şirket eğitimlerinin ve gerekse de sponsorluğun ne denli önemli olduğu gerçeğini bir kez daha yüzümüze çarpıyor.

(*) Söyleşinin tamamını okumak isteyenler burayı tıklayabilirler.

Copyright © Doğrudan Satış Dünyası. Tüm hakları saklıdır.

Yorum bırakın