Benim Öyküm – 2: Şirketi Kurmak

Bundan önceki bölümde, doğrudan satış ve network marketing dünyasına 1991 yılında nasıl adım attığımı anlatmıştım. Bu hafta da size, ilk şirket kuruluş dönemlerini anlatacağım.

Aralık 1991’de Genel Müdür olduğumda önümde bazı öncelikli işler vardı. O kadar öncelikliydiler ki, aralarında bir sıralama yapmanın olanağı yoktu. Tipik bir start-up, kısacası.

Öncelikli işlerden biri, şirketin resmi kuruluşunu tamamlamaktı. Bir avukatlık bürosunun yardımıyla bunu gerçekleştirdim, yurtdışından gerekli belgeler geldi, şirketin tek imza yetkilisi olarak imza sirkülerim çıktı ve şirket adına iş yürütebilir hale geldim.

Bir başka önemli iş, bir ofis yeri bulmak ve bir an önce renovasyonuna başlamaktı. Şanslıydım çünkü Oriflame’in Doğu Avrupa Bölge Müdürü Sven Mattsson daha benimle iş görüşmelerini sürdürdüğü sırada bazı ön araştırmalar yapmıştı. Öne çıkan yerlerden biri gerçekten bence de çok iyi bir adaydı. İstanbul’un oldukça merkezi bir yerinde, ulaşım açısından kolay, yakınlarında bir otopark olan bir yerdi. Ev sahibi çetin cevizdi ama anlaştık ve İstanbul Balmumcu’da, Barbaros Bulvarı’na cepheli, Hoşsohbet sokak girişindeki 450 m2’lik ofisi kiraladım.

Ardından hemen iki ayrı mimarlık bürosuyla görüştüm. Rölöveler alındı, taslak çizimler ve teklifler çıktı ortaya. İki adaydan birisiyle anlaştık ve hemen yıkıma-yapıma başlandı. Bu arada da tabii benim de çalışabileceğim bir yer ihtiyacım vardı. Evden yürütebileceğim bir iş değildi bu çünkü gelenler, gidenler, görüşmeler oluyordu. Ve tabii o zamanlarda bu amaçla kullanılabilecek ne Starbucks vardı ne de şimdi olduğu gibi kısa süreli hazır ofis kiralama olanakları. Ama kiraladığımız bizim müstakbel ofisin üst katında, ev sahibimizin kendi ofisi vardı. Faal bir işi de yoktu. Bir odasını bana kiralayıp kiralamayacağını sordum, kabul etti. Bir bilgisayar, bir yazıcı, bir faks makinesi satın alıp, ev sahibimizin ofisinin 12-13 m2′lik en arka odasında Genel Müdürlüğüme başladım. Her şeyi ben yapıyor, her işe ben koşturuyordum.

Ofisin renovasyonu devam eder, bir yandan çeşitli mobilya seçeneklerine bakınırken üçüncü önemli işim de ithal izinleriydi. Kozmetik ürünlerimiz için o zaman yürürlükte olan mevzuata göre ithal izni alınması gerekiyordu. Oriflame Genel Merkezinden gerekli belgelerin temini, onların yeminli bir tercümana tercüme ettirilmesi, ithal izni dosyalarının hazırlanması ve Ankara’da Sağlık Bakanlığı’nda dosyaların takip edilmesi… Gerçekten uykularımı kaçıran bir süreçti. Çünkü ürün yoksa, iş de yoktu!

Bu arada oryantasyon ve eğitim amaçlı olarak şirketin Prag’daki ve Budapeşte’deki ofislerine gitmem istendi. Çok sevindim çünkü gerçek ortamda, işlemekte olan şirketlerde işlerin nasıl yapıldığını görecektim. Soğuk bir kış günü İstanbul’dan hareket ettim, İstanbul’dan bir hayli daha soğuk olan Prag’a indim. Üç gün orada kaldıktan sonra Budapeşte’ye geçtim. Özellikle Budapeşte’de benimle daha da çok ilgilenildiği ve zaman ayrılabildiği için orada daha çok şey öğrendim. Bir haftanın sonunda İstanbul’a, küçük ofisime döndüm.

Ürün kataloğu, kazanç planı, iş kuralları gibi bütün basılı malzemelerin tercüme edilip, baskıya verilmeleri gerekiyordu. O işlere eğildim. Bütün basılı malzemeleri ben tercüme ettim. Şimdilerde yabancı müşterilerime de zaman zaman verdiğim çeviri desteği ve network marketing diline hakimiyetim, ta o günlerin deneyimlerine dayanır.

Yavaş yavaş personel alınması gerekiyordu, ona başladım. Şirketin ilk kadrosunda asistanım Fulya Yazgan, depo sorumlusu Ayhan Akkuş, mali işler müdürü Yasemin Cengiz ve muhasebe şefi Asım Koç vardı. Kadro genişlerken onlara çalışacak bir yer de lazımdı elbette ve ofisimizin renovasyonu henüz bitmemişti. Ev sahibimizden kendi ofisinde geçici bir oda daha kiraladım, o da halloldu. Peki ama ya o binlerce katalog tahminlerden erken teslim edilince, ne yapmalıydı? Çözüm, ev sahibimizin ofisinin kullanılmayan banyosu oldu. O banyo, tıka basa Oriflame’in Türkiye’deki ilk kataloğuyla doldu!

Bu arada ofisimizin renovasyonu bitti, mobilyalar teslim edildi ve kendi yerimize geçtik. Fakat ürünler daha ortada yoktu. Daha doğrusu gümrüğe çoktan gelmişlerdi ama ithal izni süreci Bakanlık’ta bitmediği için gümrükten çekemiyorduk. Sürekli ek belgeler, bilgiler isteniyordu. Sonunda o da tamamlandı ve ürünler depomuza indi.

Bir öğleden sonra kamyon kapımıza dayandığında ben, depo sorumlumuz Ayhan Akkuş ve tesadüfen o günlerde Türkiye’ye gelmiş olan Sven Mattsson, kamyonun boşaltılmasına keyif içinde yardım ettik. Kolilerin bir kısmını ellerimizle depo raflarına yerleştirmenin mutluluğu tarifsizdi.

Sonraki bölüm: Satışlara başlamak

Copyright © Doğrudan Satış Dünyası. Tüm hakları saklıdır.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: